Tüketilen Mahremiyetler

Gösteriş nedir,neden yapılır?

İnsan bir şeyi neden göstermek ister?

Göstermezse olmaz mı, arkadaş ?

Bu soruların gerçek cevabını yüzlerce yıldır aramış insalar, bende gerçekten merak ediyorum. Daha az üretip daha fazla tüketim toplumu olmaya başladığımız bu günlerde

aslında buradaki temel amaç tüketmek değil, “Ben bunu alabiliyorum” mesajını vermektir.

Sosyal medyanın hızlı büyüyen etkisiyle, lüks bir eşyanız, saatiniz vs. varsa bunu sadece o gün görüştüğünüz 4-5 kişi görürdü. Şimdi tek bir paylaşım ile en az 100 kişiye “ben buradayım ve bu hayatı yaşıyorum” mesajı gidiyor. Bu, kişinin toplumdaki hiyerarşide yerini sağlamlaştırma çabasıdır.

Bizler kendi değerimizi başkalarıyla kıyaslayarak ölçeriz.

Kendimizden daha “lüks” yaşayanları gördüğümüzde eksiklik hissederiz. Bu eksikliği kapatmak için biz de sahip olduğumuz en lüks anı (ayda bir belki yılda bir kez gidebildiğimiz yeri ve o anı , gittiğimiz o şık akşam yemeğini) paylaşarak “ben de onlardan aşağı değilim” demeye çalışırız.

Sosyal medya bu sahnenin en parlak kısmıdır. İnsanlar orada gerçek hallerini değil, “olmak istedikleri” veya “görülmek istedikleri” kişiyi sergilerler. O lüks paylaşımlar aslında birer “kostüm” gibidir.

Adeta bir vitrinde sergilenen manken gibiyiz.

Gerçekten köklü bir zenginliğe veya yüksek bir özgüvene sahip olan insanlar, statülerini kanıtlamak için bir markaya veya lüks bir objeye ihtiyaç duymazlar. Onlar için o lüks zaten standarttır ve paylaşmaya değer bir “olay” değildir.

Öz saygısı yüksek ve içsel tatmini kuvvetli bireylerin, dışsal onay, beğeni alma ihtiyacı daha düşüktür.

Kadınlar arasındaki (ve aslında tüm gruplardaki) bu “gönderme yapma” durumu, antropolojik olarak “dolaylı agresyon” olarak adlandırılır. Doğrudan kavga etmek yerine, lüks veya mutluluk üzerinden “ben senden daha iyiyim/mutluyum” mesajı vererek rakibini sosyal hiyerarşide aşağı çekme çabasıdır.

Özetle:

İnsan beyni sosyal onay aldığında beğeni-takip dopamini salgılar. Lüks şeyler paylaşmak, en hızlı ve en yüksek dopamini sağlar.

Bazıları bu “dijital oyunun” bağımlısı olurken, bazıları ise hayatı ekranın dışında yaşamayı tercih ediyor.

Sence bu durum insanların mutsuzluğunu mu gizliyor, yoksa gerçekten bir rekabetten mi keyif alıyorlar?

Aslında o pırıltılı ekranların arkasında çok ciddi bir yalnızlık yaşanıyor. Bu durumun sosyolojik ve psikolojik olarak detaylı incelemesi yapılmalıdır.

Bir hanımefendi , beyefendi evinde eşiyle tartışmış, kendini değersiz hissetmiş veya kayınvalidesiyle sorun yaşamış olabilir. Bu negatif duyguyu doğrudan muhatabına söyleyip çözemediğinde,

Sosyal medyaya;

“Çok mutluyum”, “En güzel hediye eşimden” veya “huzur…” yazılı bir paylaşım yaparak aslında kendine bir hayal dünyası inşa ediyor.

Amaç: “Ben yıkılmadım, hala değerliyim” mesajını hem kendine hem çevreye kanıtlamak.

Eltiye, görümceye veya kayınvalideye karşı doğrudan cümle kuramayan kişi, “iğneleyici sözler” veya “göndermeli videolar” paylaşıyor.

Neden yüzüne söylemiyor? Çünkü yüz yüze iletişim sorumluluk ve çatışma gerektirir. Ama sosyal medyada bir şey paylaşıp “ben genel paylaştım, üstüne alınan alınsın” demek, kişiye güvenli bir liman sağlıyor.

Bu durum aslında duygusal olgunluk eksikliğinin bir göstergesidir. Sorun çözmek yerine, karşı tarafı dijital ortamda “rahatsız etme” yoluna gidiliyor.

Birine kızdığında en lüks halini veya en mutlu anını paylaşmak, aslında karşı tarafa verilen şu mesajdır: “Senin bana yaşattığın o kötü duyguya rağmen ben çok iyiyim, keyfim yerinde. Keyfim sana dert olsun, Nispeti yaparak , bak bende bilmediğin daha ne numaralar var.” Mesajıyla psikolojik üstünlük sağlamaktır.

Bu bir tür duydusal savaştır. Lüks objeler burada birer “kurşun” gibi kullanılır.

Her insan böyledir diyerek, genelleme yapmak haksızlık olur tabi ki.

Kendi öz saygısını kazanmış ve kendini gerçekten tanıyan biri evinde mutlu olan veya kendiyle barışık olan insanın, bunu kanıtlama ihtiyacı çok düşüktür.

Bu insanlar sorunlarını evde çözmeyi bilen, kendi iç dünyasını dışarıya meze etmeyen kişilerdir.

Özetle tespitim şu yöndedir ki;

İnsanlar gerçek hayatta kuramadıkları hakimiyeti, sosyal medyada “beğeni” ve “gönderme” üzerinden kurmaya çalışıyorlar. Evdeki o huzursuz akşam yemeğinden sonra paylaşılan “kahve keyfi” fotoğrafı, aslında dökülen parçaları toplama çabası.

İşin acı tarafı şu: Bu paylaşımları gören diğer insanlar da;

– “Herkes ne kadar mutlu, bir tek ben eşimle – ailemle sorun yaşıyorum” diyerek daha çok mutsuz oluyor. Yani bu durum toplu bir mutsuzluk döngüsü yaratıyor.

Bende sosyal medyada paylaşımlar yapıyorum lakin yazdığım her cümlenin manasını defalarca düşünüyorum. Sergilediğim görselin bunu gören kişideki ruh halini anlamaya çalışıyorum.

Sadece empati felan değil bahsettiğim. Önce kendimizi iyi tanıyalım, anlayalım.

Sonra ” Halden anlayalım “

Üç günlük dünyada kendimizi durduk yere gülünç hale düşürmeyelim.

Yazan : Misalih


misalih sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir yanıt yazın